Türkiye Cumhuriyeti

Bakü Büyükelçiliği

Bilgi Notları

Türkiye - Azerbaycan Siyasi İlişkileri, 26.02.2016


Türkiye ile Azerbaycan, iki ülke arasında eşine rastlanamayacak nitelikte bir kardeşlik bağına sahiptir. Ulu önder Atatürk'ün "Azerbaycan'ın sevinci bizim sevincimiz, kederi bizim kederimizdir" demek suretiyle, Umummilli lider Haydar Aliyev'in ise "Biz bir millet, iki devletiz" ifadesiyle veciz şekilde tanımladıkları bu kardeşlik bağı gerçekten çok özgündür. 

Türkiye ile modern Azerbaycan arasındaki siyasi ilişkiler ilk kez Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin 28 Mayıs 1918 tarihinde bağımsızlığını ilan etmesinden sonra başlamıştır. Nuri Paşa komutasındaki Türkiye ve Azerbaycan askerlerinden müteşekkil Kafkas İslam Ordusu’nun, 1918 yılında Azerbaycan’ı Ermeni ve Bolşevik Rus işgalinden kurtararak, bağımsız Azerbaycan’ın temellerini güçlendirmesi ise, iki ülke arasındaki sarsılmaz kardeşlik bağını daha da güçlendirmiştir.

Omuz omuza çarpışırken canını feda eden ve bir kısmı aynı mezarda yatan Anadolulu ve Azerbaycanlı şehitlerimiz, bu sarsılmaz kardeşlik bağının ispatı olmuşlardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasının hemen ardından, güven mektubu TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından imzalanan Mehduh Şevket Esendal’ın, 1920 yılında TBMM Temsilcisi olarak Bakü’ye atanması da tarihi bir gelişme teşkil etmiştir. Aynı şekilde, Azerbaycan Hükümeti de İbrahim Abilov’u Ankara’ya Temsilci olarak atamış, Abilov güven mektubunu TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya 14 Ekim 1921’de sunmuştur. Mustafa Kemal Paşa bu törende yaptığı konuşmada, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik bağını “Azerbaycan Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz olduğu için onların muratlarına nail olmaları, hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir.” sözleriyle ifade etmiştir. 18 Ekim 1921 tarihinde Azerbaycan’ın Ankara Temsilciliğinin açılışında da Azerbaycan bayrağı göndere bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından çekilmiştir.

2016 yılında 25. Yılını kutladığımız Azerbaycan’ın yeniden bağımsızlığının 18 Ekim 1991 tarihinde ilan edilmesinden sonra, bunu ilk tanıyan devlet 1918 yılında olduğu gibi yine Türkiye Cumhuriyeti olmuş ve iki ülke arasında 14 Ocak 1992’de, “Diplomatik İlişkilerin Yeniden kurulmasına İlişkin Anlaşma” imzalanmıştır.

Azerbaycan, sadece 25 yıllık kısa süre zarfında kendini yeniden inşa etmiş, 71 yıllık zor bir dönemin ardından, uluslararası arenada hak ettiği konuma ulaşmıştır. Bu başarılar şüphesiz Umum Milli Lider, rahmetli Haydar Aliyev ve Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in ortaya koyduğu vizyon ve iradenin sonucudur.

Bugün gelinen noktada, Türkiye-Azerbaycan ilişkileri “stratejik ortaklık” düzeyine ulaşmıştır. 2011 yılından bu yana gerçekleştirilmekte olan “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi” toplantıları, ilişkilerin her alanda daha da derinleşmesine katkı sağlamaktadır.

Azerbaycan ile Türkiye arasında gerçekleştirilen üst düzey ziyaretler ve her alandaki teknik temaslar yoğunluğunu korumakta, iki ülke Bakanlıkları arasında oluşturulan heyetler dönemsel toplantılarda görüş alış verişinde bulunmaktadır.

Ülkelerimiz arasında, kardeşlik ve karşılıklı güven temelinde şekillenen siyasi, ekonomik, ticari, kültürel ve askeri işbirliği, iki ülkenin hedeflediği başarılara birlikte ulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan, sahip oldukları imkân ve kabiliyetleri, aynı zamanda, daha müreffeh, daha adil bir dünyanın teşkili için de seferber etmiş durumdadırlar. Ülkelerimiz bu amaçla, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası ve bölgesel kuruluşlarda yakın işbirliği içinde çalışmaktadır. 

İki kardeş ülke, ekonomik ve diğer tüm imkânlarını beşeri derinlikleriyle bütünleştirip, bölgesel ve küresel refah ile huzura hizmet etmektedir. Bunun en güzel örneği, geliştirdiğimiz ortak projelerdir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattıyla başlayan, Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattıyla devam eden “barış ve refah” koridorumuz, Bakü-Tiflis- Kars demiryoluyla yeni bir boyut kazanacaktır. Artık “21. Asrın Projesi” olarak adlandırılan, Hazar doğalgazını Batı Avrupa’ya nakledecek olan Güney Gaz Koridoru projesi de, yine Türkiye ve Azerbaycan’ın imzasını taşımaktadır. Sözkonusu projenin belkemiğini oluşturan TANAP projesinin inşası planlandığı şekilde hızla devam etmektedir.

Türkiye ve Azerbaycan bu projelerle yetinmemekte, uluslararası barış çabalarına da aktif biçimde destek olmaktadır. Bugün, Afganistan’da NATO Komutasında yer alan birliklerimiz, aynı çatı altında, tarih boyunca olduğu üzere omuz omuza görev yapmaktadır. Ülkelerimiz bu şekilde, kalbi yakınlık içinde olduğumuz Afganistan’ın istikrarına ve küresel güvenliğe katkı sağlamaktadır. Terörle mücadele alanındaki uluslararası çabaların ön safında yine Türkiye ve Azerbaycan bulunmaktadır.  Çok kültürlülük ve hoşgörüye dayalı toplumsal dokularımız her türlü aşırıcılıkla mücadelede tüm dünyaya örnek teşkil etmektedir. Türk dünyasının genlerine işleyen ve en güzel örneklerini Türkiye ile Azerbaycan’da bulabileceğimiz bu gelenek, günümüzde giderek artmakta olan yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve ayırımcılık akımlarının karşısındaki en ilkeli ve anlamlı duruştur. Bu çerçevede 2016 yılının Azerbaycan’da “multikültüralizm yılı” ilan edilmesi,  Azerbaycan’ın Medeniyetler İttifakı 7. Küresel Forumu’na, Türkiye’nin ise ilk kez düzenlenecek olan Uluslararası İnsani Zirve’ye 2016 yılında ev sahipliği yapacak olması anlamlıdır.

Türkiye ve Azerbaycan’ın “Refaha ve barışa ortak olmak” şeklinde özetlenebilecek olan yaklaşımı, karşılıklı yarara dayalı işbirliğinin genişleyen halkalar şeklinde yayılmasını ve özellikle bölgemizin kaderini olumlu yönde değiştirmeyi hedeflemektedir.

Yukarı Karabağ ihtilafı, bu vizyonumuzun bölgemizde tam anlamıyla hayata geçmesine, ne yazık ki engel olmaktadır. Şüphesiz ki, Kafkasya'da sürdürülebilir istikrar, barış ve huzurun olması için Yukarı Karabağ sorununun barışçıl yöntemlerle, Azerbaycan’ın tam egemenliği, toprak bütünlüğü ve sınırlarının dokunulmazlığı ilkeleri temelinde çözümlenmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası hukukun da gereği olarak dillendirdiği bu beklentinin artık daha fazla zaman geçirilmeksizin yerine getirilmesini arzu etmektedir. Türkiye bu doğrultuda sorununa barışçı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunabilmesi yönünde gerek AGİT Minsk Grubu içinde, gerek diğer uluslararası platformlarda aktif çaba harcamaktadır.

Türkiye, enerji ve ulaşım hatlarının merkezinde yer alan Kafkasya’da istikrarın önünde engel teşkil eden, her şeyden önemlisi kardeş Azerbaycan’ın kanayan yarası şeklindeki bu sorunun unutulmasına izin vermeyecektir ve Azerbaycan topraklarının işgalinin yarattığı sıkıntıları her platformda gündeme taşımaya devam edecektir. Bu sorun da er veya geç, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü içinde çözülecektir. Bunun tez vakitte olması ve tüm bölge halklarının menfaatine hizmet edecek dinamiklerin bir an önce işlemeye başlaması ortak beklentimizdir.

Bugün, Türkiye ve Azerbaycan, tam bağımsız ve egemen, hızla kalkınan,  her geçen gün büyüyen ve zenginleşen iki kardeş ülkedir. Ülkelerimiz tarih boyunca kader birliği içerisinde oldukları gibi, bugün de ortak bir pencereden geleceğe bakmakta; bugünümüzü ve yarınımızı elbirliğiyle şekillendirmektedirler.